Çocuk Hastalıkları ve Tedavileri

Perinatal Asfiksi Nedir, Neden Olur ve Nasıl Tedavi Edilir?

Perinatal asfiksi, neonatal bakımdaki tüm gelişmelere rağmen yenidoğanların en önemli mortalite ve morbidite nedenleri arasında yer alır.

Doğum öncesi ve doğum sonrasındaki olaylar fetusun gelişimini ve doğumda yenidoğanın durumunu etkilediği gibi, hayatın ileriki dönemlerini de önemli ölçüde etkilemektedir. Doğumdan kısa bir süre sonra ve doğum anında fetusun gerekli oksijen gereksinimin yerine getirilememesi perinatal asfiksiye ve fetus veya yenidoğanın çeşitli organlarında perfüzyon bozukluğuna (dokuların ve organların kanlanma bozukluğuna) bağlı olarak hasar görmesi söz konusudur.

Perinatal asfiksi, neonatal asfiksi veya doğum asfiksisi, neonatal bakımdaki tüm gelişmelere rağmen yenidoğanların en önemli mortalite ve morbidite nedenleri arasında yer alır. Perinatal asfiksi, hipoksi ve iskeminin bir arada görüldüğü bir süreç olup; anne, fetus ve plasentadan oluşan biyolojik ünitenin fonksiyonlarının veya pospartum pulmoner gaz değişiminin bozukluğuna bağlı olarak; fetus veya yenidoğanda hipoksemi, hiperkapni ve asidoz ile birlikteki klinik depresyon tablosu olarak tanımlanabilir.

Perinatal asfiksi bebek ölümleri ve nörolojik gelişim bozukluklarının önemli bir nedeni olmayı sürdürürmekte ve çocuklarda ağır sekellere (serebral palsi, epilepsi, mental retardasyon ve benzeri) sebep olmaktadır.

Perinatal asfiksi ile ilişkili risk faktörleri nelerdir?

Perinatal asfiksinin görülme oranı genellikle gebelik yaşı ve doğum ağırlığı ile değişmekle birlikte bazı verilerde % 1-1.5 arasındadır. Gestasyon yaşı 36 haftadan küçük bebeklerin % 9 gibi bir oranında, gestasyon yaşı 36 haftadan büyük olanların ise % 0.2-0.9 arası oranlarda görülür. Diyabetik ve toksemili anne bebeklerinde asfiksi görülme oranı yüksektir.

Antepartum (anne ile ilgili) risk faktörleri:

  • Çoğul gebelik
  • Preeklampsi/eklampsi
  • Annede ilaç kullanımı
  • Oligohidroamniyos
  • Maternal kanama
  • Sigara kullanımı
  • Annede kronik hipertansiyon
  • Diyabetik anne
  • Geç yaşta doğum yapmak
  • Annede kollajen vasküler hastalık varlığı
  • Annede konjenital kalp hastalığı varlığı
  • Rh sensitizasyonu/anemi
  • Annede konvülsif hastalık
  • Polihidroamniyos.

İntrapartum (doğum sırası) risk faktörleri:

Postpartum (doğum sonrası) risk faktörleri:

Perinatal asfiksinin sebep olduğu durumlar ve bu durumların belirtileri ve bulguarı

Perinatal asfiksi sorunu ile dünyaya gelen bebeklerin % 60 kadarı nörolojik bulgulara ek olarak diğer sistem ve organ tutulumlarına ait belirtiler ve bulgular da gösterir. Perinatal asfiksi geliştikten sonra klinik bulgular asfiksinin şiddeti, süresi, nörolojik tutulumun şiddeti ve yeri, diğer sistemlerin etkilenme dereceleri ve yerleri, annenin gebelik yaşı, eşlik eden ek sorunlar ile ilişkilidir.

Asfiksinin organ ve sistemler üzerindeki etkileri nelerdir?

  • Perinatal asfiksinin santral sinir sistemi üzerindeki etkileri: Hipoksik iskemik ensefalopati, beyin ödemi, intrakraniyal kanama, infakt, hipo-hipertoni ve havaleler.
  • Perinatal asfiksinin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri: Miyokardiyal iskemi, azalmış kontraktilite, triküspit yetmezliği, şok, hipotansiyon.
  • Perinatal asfiksinin solunum sistem üzerindeki etkileri: Pulmoner hipertansiyon, pulmoner kanama, respiratuar distres sendromu.
  • Perinatal asfiksinin üriner sistem üzerindeki etkileri: Akut tübüler veya kortikal nekroz, oligüri, anüri, renal ven trombozu.
  • Perinatal asfiksinin endokrin sistem üzerindeki etkileri: Böbrek üstü bezine kanama, uygunsuz ADH sendromu, pankreas yetmezliği.
  • Perinatal asfiksinin metabolik sistem üzerindeki etkileri: Metabolik asidoz, hipokalsemi, hiponatremi, hipoglisemi, miyoglobinüri.
  • Perinatal asfiksinin hematolojik sistem üzerindeki etkileri: Trombositopeni, dissemine intravasküler kuagülasyon, polisitemi, lökositoz.
  • Perinatal asfiksinin cilt üzerindeki etkileri: Subkutan yağ dokusu nekrozu.

Perinatal asfisksinin en önemli sonucu hipoksik iskemik ensefalopati tablosudur.

Hipoksi: Azalmış arteriyel oksijen konsantrasyonunu durumudur.

İskemi: Sistemik hipotansiyon, kardiyak arrest veya okluzif vasküler hastalığa bağlı kan akımının azalması veya tam kesilmesine bağlı gelişen bir durumdur.

Hipoksik iskemik ensefalopati (HİE): Yenidoğan döneminde en sık akut nörolojik bozukluk ve nöbet nedeni olan perinatal asfiksinin en ağır formudur. Yenidoğanda doğumdan hemen sonra yapılan canlandırma sırasında solunumun başlaması ve sürdürülmesinde güçlük sonucunda, öncelikle beynin oksijensiz kalması nedeniyle kas tonusu ve reflekslerde baskılanma, bilinç düzeyinde bozulma ve çoğunluk da konvülsiyon ile karakterize bir durumdur. Hipoksik iskemik ensefalopati, santral sinir sistemi hücrelerinde ani hasara sebep olarak yenidoğan ölümü veya sonrasında serebral palsi veya gelişme geriliği ile sonuçlanabilir.

Perinatal asfiksi nasıl teşhis edilir?

Tanı temel olarak detaylı öykü ve fizik muayeneye dayanır. Gebelik ve doğumun seyri ve komplikasyonları, fetal kalp monitorizasyonu sonuçları, fetusun kan gazı sonuçları, 1. ve 5. dakika APGAR skoru, amniyotik sıvıda mekonyum varlığı ve plasentanın incelenmesi tanıda oldukça yararlı ipuçları verir. Ancak asfiksinin tanısında altın standart olarak da kabul edilen nörolojik muayenenin yapılması çok ama çok önemlidir.

Asfiksi sadece beyni değil aynı zamanda birçok organı ve sistemi de etkilediğinden; hipokalsemi ve hipoglisemi gibi metabolik bozukluklar, miyokardiyal iskemiye bağlı kardiyak fonksiyon bozuklukları, karaciğer ve böbrek fonksiyon bozuklukları, gastrointestinal sitem hemorajisi ve ülser, dissemine intravasküler koagülasyon gibi etkilenmelerin de araştırılması gerekir.

Perinatal asfiksi tanısında hangi tanı yöntemleri kullanılır?

Anamnez: Gebelik, doğum öncesi ve doğum öyküsü, eğer uygulanmışsa fetal pH, kan gazları, APGAR skoru ve benzeri uygulamalar hakkında bilgi edinilmesi gerekir.

Muayene: Özellikle ayrıntılı nörolojik muayene yapılır.

Lomber ponksiyon: Beyin omurilik sıvısında protein ve şeker ile laktat ve pirüvat değerleri bakılır).

Kan testleri: Kordon veya arter kanında pH, serum elektrolitleri, kan şekeri, kan üre nitrojeni, kreatinin, karaciğer fonksiyon testleri, kanama-pıhtılaşma zamanı, kardiyak enzimler gibi testler yapılır.

Kraniyal ultrasonografi: İnvaziv olması nedeniyle de tercih edilen bir yöntemdir. Ancak hipoksi beyin hasarı olan zamanında doğmuş bebeklerde sınırlı bilgi vermesi nedeniyle daha çok erken doğan bebeklerde tercih edilmektedir.

EEG:Beyin hasarı açısından yüksek risk taşıyan bebeklerin belirlenmesinde yararlı bir yöntemdir. Ayrıca hipoksik iskemik ensefalopati’li bebeklerde nöbet aktivitesi hakkında bilgi edinmede EEG önemlidir.

Beyin tomografisi: Daha çok kortikal kanamalarda, iskemi ve ödemli alanların tanınmasında faydalı bir görüntüleme yöntemidir. Ayrıca intrakraniyal kanamalarda ve değişik konjenital malformasyonları gösterebilir.

Manyetik rezonans görüntüleme: Hipoksik iskemik ensefalopati tanısında yapısal, metabolik ve işlevsel değişikliklerin teşhis edilmesinde önemlidir ve eğer yapılabilecek ise kraniyal görüntüleme yöntemi seçilmelidir. Hipoksik iskemik ensefalopati durumunu izleyen erken dönem manyetik rezonans görüntülemesi tanısal açıdan kısıtlıdır. Bu dönemde 24 saat-7 gün arasında yapılan diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme yönteminin lezyon hakkında daha iyi bilgi verdiği bilinmektedir.

Perinatal asfiksi tedavisi nasıl yapılır?

Hipoksik iskemik ensefalopati (HİE) perinatal asfiksinin en ağır formu olup tanı ve tedavilerdeki ilerlemelere rağmen günümüzde halen yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin önemli bir sorunu olmaya devam etmektedir.

Nörolojik prognozun doğumdan kısa bir süre sonra belirlenmesi gerek yenidoğan gerekse ileriki çocukluk dönemlerinde, gerekecek bakıma ilişkin kararları etkilemesi bakımından önemli bir sorumluluktur. Hipoksik iskemik ensefalopati gelişimini önlemek, bu durum ortaya çıktıktan sonra yapılacak tedavilerin yetersizliğinden dolayı büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle; yeterli antenal takibin yapılması, riskli gebeliklerin yakından takip edilmesi, doğumların uygun koşullarda yaptırılması ve gerektiğinde yenidoğana uygun canlandırma yapılması son derece önemlidir.

Acil tedaviyi gerektiren bu durum kısa bir süre içerisinde düzeltilmediği taktirde tamiri imkansız neticeler doğurur. Asfiksili bebeğin doğum salonunda hemen doğumu takiben canlandırması yapılır.

Asfiksi tedavisinin amacı kanın hızlıca oksijenlenmesini sağlamak için spontan teneffüsün başlatılmasıdır. Asfitik çocukların canlandırmasında eskiden çok sık uygulanan şiddetli uygulamalar (mekanik tazyikler, sıcak-soğuk suya sokmak gibi) günümüzde zaman kaybı olarak kabul görmektedir.

Asfitik bebeğin canlandırılmasında ilk olarak uygulanan yöntemler nelerdir?

Teneffüs: Göbek kordonunun kesilmesine takiben bir dakika kadar süre içerisinde kendiliğinden solunumu başlamayan yeni doğanlara, solunum durmasının sebebi ne olursa olsun suni teneffüs yapılır.

İlaç tedavisi: İlaç tedavisi bilhassa doğumdan önce veya doğum sırasında anneye tatbik edilen morfin deriverlerinin çocuğun teneffüs merkezi üzerine yaptığı depresyona karşı kullanılır.

İnfüzyon tedavisi: Çocukta meydana gelen kalp yetmezliği, şok ve metabolik asidoz uzun süre devam eden intrauterin oksijen azlığına bağlı olarak gelişir. Çocuk beyaz asfitiktir, doğumda adale tonusu ve refleksler olmaz. Bu bebeklere hemen suni teneffüs sonrası uygun solüsyonlarla infüzyon tedavisi uygulanır.

Kan transfüzyonu: Çocuktan anne dolaşımına olan kan kaybına bağlı hemorajik şok gelişir. Bu bebeklerin cilt rengi soluk, hemoglobin değeri düşük olur. Eğer ilaçların neden olduğu bir depresyon yoksa bebekte kendiliğinden teneffüs vardır. Ancak oksijen verilmesine rağmen cilt rengi pembe olmaz. Bu durumda kan transfüzyonu yapılır. Ağır vakalarda plazma veya kokolloidal hacim doldurucu ilaçlardan da yararlanılabilir.

Dıştan kalp masajı: Doğumdan kısa bir süre önce, herhangi bir göbek kordonu komplikasyonuna bağlı akut oksijen eksikliği nedeniyle, doğumdan sonra kalp atışları olmayan çocuklara yapılır. Bu tedbirlerle bir yanıt alınamadığı taktirde uygun dozlarda kalsiyum klorit veya adrenalin solüsyonu intrakardiyal olarak enjekte edilebilir.

Bu ilk uygulamalar yapıldıktan sonra, mümkün olduğunca erken yer ayarlanarak bebeğin uygun merkeze sevk edilmesi gerekir.

Hipoksik iskemik ensefalopati durumunda hipotermi tedavisi ölüm riskini azaltması ve nörolojik gidişatı olumlu etkilemesi sayesinde güncel ve önemli bir tedavi yöntemidir. Hipotermi tedavisine ne kadar erken başlanırsa o kadar  iyi sonuç alınır. Tedavi sırasında; trombositopeni, hipotansiyon ve bradikardi gibi olumsuz etkiler gelişebileceğinden dikkatli olunması gerekir.

Hipotermi tedavisi ile birlikte nörolojik beyin hasarının tedavisi için farmakolojik ajanlar kullanımı konusundaki çalışmalar sürmektedir.

Diğer organ ve sistem tutulumları için tutulumlara ve tutulumların şiddetine yönelik tedaviler uygulanır, gelişebilecek başka komplikasyonlar için koruyucu önlemler alınır.

Benzer sağlık yazıları

  1. Mekonyum aspirasyon sendromu nedir
  2. Abruptio plasenta nedir
  3. Prematüre doğum nedir
  4. Kord prolapsusu nedir
  5. Fallot tetralojisi nedir

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Konular

Üste Git